1/4/2009 ·

Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dileMEM.

Yazılarımın bazılarını rahatsız edeceğini elbette biliyordum. Nasihat duymaya da alışığım aslında. Zaten atalarımız da bu nasihat meselesine güzel değinmiş. "İSTENMEDEN VERİLEN TEK ŞEY AKILDIR" diyerek.

Sağ olsun, var olsun okuyucularım. Beni Cehennemin kaynar sularından, çukurlarından, envai çeşit ateşinden, cehennemin ortasındaki zakkum ağacından, irinli içeceklerden v.s.  koruma içgüdüsüyle bol miktarda akıl vermişler. Verilen akılla suçlamışlar, nasihatler gani gani.

Kur'an okumamış olmakla suçlanmışım. Objektif okumam tavsiye olunmuş. Başkalarını günaha sokuyormuşum ve saire..

Kendilerine öncelikle 18 yıl boyunca Kur'an ve dini kitap dışında kitap okumadığımı söylemiş olsaydım  bu tür nasihatler edilmezdi diyemem. Bu kez de girmiş olduğum tarikatların, yaşamış olduğum İslamın yanlışlığı üzerine kurulurdu mesajlar. Yine okuduğunu anlamaktan aciz, gerzek bir kul olarak vücut bulurdum onların nazarında.

Ne hikmetse, yer yüzündeki müslüman insan sayısının çokluğuyla övünen ve "bunca kişi yanılmış olamaz" tezinden taviz vermeden savunan yorumcularım, aynı zamanda şu anda dünyada uygulanan İslamiyet'in de gerçek İslam olmadığını savunmaktalar.

Nedir gerçek İslam?
Sizin gönlünüze hoş gelen mi?

1450 yıldır uygulanan İslam, aslında İslam değilse, bunca ulema, sahabe yanılmışsa, onlardan aktarılanları yorumlamak ve yaşamak durumunda olan sizler, kendinizin hatalı olabileceğini bir kez olsun, objektif olarak düşündünüz mü hiç?

Bana verdiğiniz objektif düşünce tavsiyelerini kendiniz için uygulayabildiniz mi hiç?
Kur'an'ı bir kez olsun kutsal bir kitap olarak değil de, salt bir kitap olarak okumayı denediniz mi hiç?

İşte bunu başardığınızda içinizdeki ve hayatınızdaki değişimi fark edeceksiniz öncelikle... Sıkıntılı bir dönem bekliyor olacak sizi, ama sebat ederseniz ömrü boyunca aldatılmışlığınızın acısını da belki unutursunuz zamanla...

Hepinize zihinsel özgürlüklü güzel bir ömür diliyorum, canım okuyucularım.
Sizi çok iyi anlıyorum. Sizler benim üç yıl önceki halimsiniz. Sizin üç yıl sonraki halinizin "ben" olmayacağı ne malum? :)

Yorum (7) Yorum yaz!

22/7/2008 ·

Baş örtüsü hakkımız, söke söke alırız!

Alın tabii, alın.
Müslüman bir kadın için baş örtüsünden daha ulvi, daha elzem, daha üstün nitelikte NAMUS TESCİLLEYEN,  olmazsa olmaz bir giysi yok zira.

Varsın bütün vücut hatlarını gösterecek darlıkta elbiseler, dar kotlar, mini etekler, badiler olsun üzerinizde. Varsın flörtünüzle el ele, kucak kucağa nikahsız birliktelikler yaşayın. Varsın beş vakit namaz, 30 gün oruç, Hac, zekat farzlarınız yaşlandığınız zamanlara ertelenmiş olsun. Önemli olan saçın görünmemesidir.

Zira kadının namusu 1- Apış arasından, 2-Saçının kılından sorulur.

Müslüman bacılarımın söke söke almak üzere oldukları bu hakkı tek, bir tek koşulla sonuna kadar destekliyorum. Herkesi de onları destek olmaya çağırıyorum.
Koşul ise, benim koşulum değil aslında.
Kur'an'dan.
Eğer baş örtüsü takma özgürlüğüne Kur'an'ın farzı olduğu için sahip olmak istiyorsanız Kur'an'ın biz kadınlar için getirdiği diğer farzları da kabul etmek zorundasınız. Yok öyle içlerinden işinize, kolayınıza geleni seçmek.

İşte haklarınız:

1- Eşinizin kadınlardan "ikişer, üçer, dörder" alma hakkını da savunacaksınız. Ve diğer kadınları kabullenmek hakkınızı sonuna kadar kullanacaksınız.
2- Şahitliğiniz ancak yanınızda bir kadın daha varsa bir erkeğin şahitliğine denk düştüğünden tek başınıza şahitlik yapmama hakkını da savunacaksınız. Aklen eksik olduğunuzu kabullenmek zorundasınız.
3- Eşinizin üzerindeki hakkınız sadece sizi giydirmesi ve doyurmasıdır. Bunların dışında herhangi bir şeyi hak olarak talep etmeyeceksiniz.
4- Serkeşlik etme ihtimaliniz olduğunda eşinizin yatakları ayırmasına yardımcı olacaksınız, sizi evden uzaklaştırmasına ses etmeyeceksiniz, sizi dövmesi ise Allahın emri olduğundan haşa gıkınızı çıkarmayacak ve dövülme hakkınızı da kullanacaksınız.
5- Eşiniz serkeşlik ettiğinde, kur'an hükümlerini uygulayacak ve sabretme hakkınızı unutmayacaksınız.
6- Mirastan erkek kardeşinizin yarı hissesinde pay alma hakkınızı da Allah'ın emri olarak  kullanacaksınız. (Bir sonraki başlığımı miras meselesine ayırdım. Şu anda hazırlık aşamasındayım.)
7- Eşinizle anlaşamazsanız boşanmayı çok çok istisnai bir durumda isteyebiliyorsunuz, o da Kur'an'a göre eşinizden aldığınız herşeyi ona iade ederek. Size ne yapmış olursa olsun, boşanma gerekçeniz isterse şiddete maruz kalmış olmanız olsun, eşinize tazminat ödeme hakkınızı kullanarak boşanabileceksiniz.
8- Baş örtünüzün yanı sıra cariye zannedilip incitilmemeniz için (zira cariyeler mal olarak kabul edildiğinden onların baş açma, incitilme, tacize ve tecavüze maruz kalma hak ve özgürlükleri var) siz üzerinize cilbabınızı giymeden (ve söylemeye gerek yok aslında ama eşinizin izni olmadan) dışarı çıkmama hakkınızı da sonuna kadar kullanacaksınız.
9- Kocanızın sizi üç talakla boşama hakkına saygı gösterme hakkınız da var. Bu hakkınızı da kullanmak zorundasınız.
10- Evlenmek için söz sahibi olmama hakkınızı da unutmayın lütfen. Zahmet buyurmamanız için veliniz size en uygun kocayı bulacaktır. Bu hak size kur'an tarafından defalarca bahşedilmiştir.

Sonuç olarak,
Eğer üstte saydığım diğer farzlarınızı da baş örtüsü gibi söke söke alma arzusundaysanız baş örtüsü davanızda sonuna kadar arkanızdayım.

İslami usulde yaşama arzunuzun samimiyetine ancak bu halde inanabilirim. İşte o zaman söke söke sizi ikinci sınıf cins yapacak olan tüm haklarınızı alırız bacılarım. Hatta kuşkunuz olmasın, erkekler bu haklarınızı seve seve size vereceklerdir.  Zaten şeriat gereği sahip olduğunuz haklarınızı hep erkekler yazmış, erkeklerden okumuş, erkekler sayesinde öğrenmiş ve onlar sayesinde elde etmişsinizdir.

????

Haklarını söke söke almış ve İslamiyeti gönlünce, hiçbir baskı altında kalmadan yaşayan bu onurlu ve özgür Afgan kadınını mücadelesinden dolayı alkışlıyorum.



Yorum (20) Yorum yaz!

22/7/2008 · Kategori: Yaradilis Efsaneleri

Hint, Çin ve Japon Yaradılış Efsaneleri

HİNT MİTOLOJİSİ

Tanrı, kozmik bir sudan göğü ve yeri yaratıyor. Aynı zamanda İndra'yı bu sudan var ediyor. İndra, Sama adlı bir içkiyi içerek güçleniyor, öyle büyüyor, genişliyor ki, bitişik olan gök ve yer ayrılılarak birbirinden uzaklaşıyor. Arayı da İndora kaplıyor. Bu arada diğer Tanrılar yaratılıyor. İnsanın nasıl yaratıldığı belli değil.

Bir başka söylenişe göre evren Tanrıların kurban ettiği ilk insan Puruşha'nın vücudundan çıkmıştır. Bu varlığın başı gök, burnu hava, ayakları dünya, diğer organları da dört sınıf ve bölgeyi oluşturmuş. Güneş ve atmosfer de ondan vücut bulmuş.

S.N. Kramer, Mythologies of Ancient World içinde W. Norman Borew, 'Mythology of İndia."

Başlamışken uzakdoğu ile devam edeyim.

ÇİN YARATILIŞ EFSANESİ

Bu kaynak MS 3. yüzyılda yazılmış. Gök ve yer bir tavuk yumurtası gibi bir arada. Bundan Pan-ku çıkıyor. 18 bin yıl sonra bu dağılıyor. Parlak ve ışıklı olan göğü, ağır ve karanlık olan yeri meydana getiriyor. Tekrar 18 bin yıl geçiyor, gök her gün on ayak yukarı çıkıyor, yer her gün on ayak sıklaşıyor.. Bunların arasındaki Pan-ku da her gün on ayak genişliyor. Böylece gök ve yer arası bugünkü uzaklığa ulaşıyor. (90 bin li = 30 bin İngiliz mili).

Pan-ku ölüyor. Onun soluğu rüzgar ve bulutu, sesi gök gürültüsünü, sağ ve sol gözü güneş ve ayı, kolları bacakları dünyanın dört köşesini, parmakları beş büyük dağı, kanı nehirleri, damarları ve kasları dünyanın katmanlarını, saçları ve sakalı burçları, derisi ve kılları bitkileri ve ağaçları, dişleri ve kemikleri madenleri ve taşları, ilikleri altın ve kıymetli taşları, teri yağmuru oluşturmuş. Rüzgarın vücuduna koyduğu parazitlerden de insanlar meydana gelmiş.
(3. Y.Y.'da parazitin biliniyor olması bana ilginç geldi. İnsanların dünyaya kıyasla parazit kadar küçük olduklarının tespiti de ayrıca ilginç ve taktire şayan. Parazitten meydana gelmiş olmamız ise sanki Evrim teorisini destekler nitelikte.)

Çin'in diğer bir efsanesine göre Nü-kua adlı bir Tanrıça sarı toprağı sıkıştırararak ilk insanı yapıyor. *Bu iş o kadar hoşuna gidiyor ki, bu kez çamuru yığıp üzerine ip çekiyor. Böylece çamurdan birçok insan oluşuyor. Bu yüzden zengin ve asil adam sarı topraktan, fakir ve asil olmayan da çamurdan meydana gelmiş sayılıyormuş.
Derk Badde, "Myths of Ancient World"


JAPON MİTOLOJİSİNDE YARADILIŞ DESTANI

Başta yağdan bir okyanus var. Bundan kamışa benzer bir nesne fırlıyor. Buna Tanrı adı veriliyor. Arkadan kadın, erkek çift çift Tanrılar oluşmaya başlıyor. Fakat hepsi yok oluyor. Sonuncu çift, İzanagi erkek ve İzanami kız kardeşler yok olmuyorlar. Onları meydana getiren Tanrının emri üzerine gökyüzü köprüsü üzerinde duruyorlar. Ellerindeki mücevherli göksel bir kılıcı uçsuz bucaksız tuzlu suyun içine daldırıyorlar. Suyu karıştırarar koyulaştırıyorlar. Kılıcın ucundan damlayan su okyanusta Onogora adasını meydana getiriyor. Bu çift adaya iniyor ve adayı ülkenin orta direği yapıyorlar. Bu çiftin birleşmesinden birçok ada oluşuyor, çeşitli Tanrılar, denizler, dalgalar, dağlar meydana geliyor. Tanrıça İzanami'nin sol gözünden Güneş Tanrıçası, sağ gözünden Ay Tanrısı oluşuyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

22/7/2008 · Kategori: Yaradilis Efsaneleri

İran Yaradılış Efsanesi

Ahura Mazda iki ruhu olan bir Tanrı. Ruhun biri iyi, diğeri kötü. Bu Tanrı önce göğü, sonra suyu, sıra ile dünyayı, bitkileri, davarı, insanı, son olarak da kendisini yaratıyor. *
(Buradaki Tanrı tasviri de, yaratılanların sırası da İslamdakine oldukça benziyor. En son kendisini yaratıyor derken bir çelişki varmış gibi görünüyor. Ben onu 'en son kendi bedenini' yaratıyor şeklinde yorumladım. Kendisi baştan beri iki ruhlu bir tanrı. Sonradan yaratılan, kendisinin belki görünürlüğünü sağlayan bir şekil, bir beden olabilir)
Gök bir yumurta şeklinde parlak bir maden. Tepesi sonsuz aydınlık olan gök, sanki bir ev veya kale gibi. Herşey bunun içinde yaratılıyor. Gök bir yere dayanmıyor. Yer, yumurtanın sarısı gibi onun içinde.
(işte bu cümleler Kur'an'da olsaydı dünyanın bir küre şeklinde olduğunu bin yıllar önce Kur'an söylemiştir diyebilirdik rahatlıkla. Kuran değil ama İran mitolojisi söylemiş. Burada benim dikkatimi daha çok çeken kısım ise 'Gök bir yere dayanmıyor' cümlesi. Bu şimdiki bilgilerle bize çok olağan gelen hatta aksi düşünülemeyen bir durum. Ancak Kur'andaki 'göklerin direksiz oluşu' bir mucize gibi gösterilirken sanırım bu direksizlik durumunun ilham kaynağı İran Yaratılış destanındaki '
Gök bir yere dayanmıyor' cümlesi olabilir. Normal bir akılla düşünüldüğünde, veya bu konuda hiçbir bilimsel bilgisi olmayan bir kişi göğe baktığında 'yahu bu direksiz nasıl durabiliyor' gibi bir cümle sarfetmez zannımca. Kur'an'daki bu cümlenin kaynağının eski inanışlar olduğunu düşünüyorum ki bu efsane de onlardan biri.)
Göğün özünden su yaratılıyor. Bu suyun içinden de yer. Sonra madenler, dağlar yerden yükseliyor. Sonra bitkiler çıkıyor. Göğün ışığı ve tazeliğinden de insan ve boğa yaratılıyor. Ahura Mazda'nın ilk yarattığı insan Gayomart, güneş gibi parlıyor ve uzunluğu ile genişliği eşit. Bunun tohumundan kadın ve erkek var oluyor. Fakat Gayomart kötü olan Ahriman tarafından öldürülüyor. Ölünce tohumları dökülüyor. Bunun bir kıbmını yer alıyor. Bu tohumlar 40 yıl yeraltında kaldıktan sonra bitki gibi, kadın, erkek olarak yerden çıkıyor.
(Bu kısmı Fâtır suresi 9. ayetine benzettim: *Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yer yüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir.) *

İnsan şekline gelince Ahura Mazda onlara "Siz insan ve yerin annesi, babasısınız. Aklınızla ve doğrulukla çalışın, düşünün, konuşun ve ne iyi varsa onu yapın, cinlere ibadet etmeyin!" diyor. Onların da 50 yıl sonra çocukları oluyor.
(S.N. Kramer. Mythologies of the Ancient World içinde M.Y. Dresden, "Mythology of Ancient Iran" New York 1961, s.333)
__________________

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

22/7/2008 · Kategori: Yaradilis Efsaneleri

Sumer Yaradılış Efsanesi

İlk olarak her taraf büyük bir su idi. Bu suyun Nammu adında bir Tanrıçası vardı. (benim notum: İlk Sumer döneminde Anaerkil bir yapı vardı. Hatta kadınların çok eşliliği söz konusuydu sanırım bunun etkisiyle Tanrılardan ziyade Tanrıçalar revaçtaydı) Bu Tanrıça gök ile yeri kaplayan Evren dağını doğurdu. Bu dağın tepesi gök, alt kısmı yerdi. Gök Tanrısı An ve Yer Tanrıçası Ki'nin birleşmesinden oğulları Hava Tanrısı Enlil meydana geliyor. Enlil gök ile yeri ayırıyor. An göğü, Ki de Enlil ile yeri alıyor. Enlil ile Bilgelik ve Suların Tanrısı Enki, yeri, bitkiler, ağaçlar sular ve hayvanlarla donatıyor. Tanrı enlil ile Tanrıça Ninlil'den Ay Tanrısı oluyor. Ay Tanrısı Nanna ile Tanrıça Ningal'den de Güneş Tanrısı Utu ve Bereket Tanrıçası Venüs yıldızını simgeleyen İnanna meydana geliyor. Bundan sonra yeryüzünde yaratılanları idare edecek Tanrılar yaratılıyor.

Tanrılar çoğalınca kendi işlerini yapamaz oluyorlar ve Baştanrılara durumlarından yakınarak işlerine yardımcı istiyorlar. Bilgelik Tanrısı çamurdan kendilerine benzer şekilde insanı yapıyor. Ana Tanrıça da ona can veriyor ve böylece insan yaratılmış oluyor."
M.İ.Çığ'ın Ortadoğu Uygarlık Mirası kitabının 168.s.'ndan aktardım.

Üstteki Sumer Yaratılış Efsanesi ile Kur'an ayetleri arasındaki paralelliği sanırım fark etmeyecek yoktur. "Gök ile yerin ayrılması", "Yer yüzünde yaratılanları idare edecek Tanrılar İslam'da melek şeklini almış.", "İnsanın çamurdan yaratılışı." "İnsanın Tanrıların suretine benzer şekilde yaratılışı.", "Tanrının çamura can verişi. (Ruh üfleyişi)."

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::